• Hilal Şen

Minimalizmi doğru anlamak

Modern sanatın, sade amaca odaklı yaklaşımı ve bakış açısına “minimalizm” denmektedir. 1960’lı yılların sanat eserlerinde ve müziklerinde kullanılmaya başlanılan bu akım zaman geçtikçe günlük hayatımıza adapte olmaya başladı.

Kapitalist sistem, 21.yy insanını yeni teknoloji alanlarının gelişmesiyle birlikte daha çok tüketmeye iter. Gün içerisinde yüzlerce dış etkenle karşılaşırız; reklamlar, haberler, sesler, detaylar ve konuşmalar aslında farkında olmadan dikkatimizi ve zamanımızı bu etkenlerin sömürmesine izin vermekteyiz. Kapitalizme göre insanın ihtiyacı sonsuzdur. Her sabah kalktığımızda “Bugün ne giyeceğim?” sorusu eminim hepimizin en büyük problemlerinden bir tanesi.


Sade yaşamak trend değildir

Dolabınızın karşısına geçtiğinizde dolap dolu olmasına rağmen “giyecek hiçbir şeyim yok” cümlesini kuruyorsanız neyi, neden aldığınızı sorgulamanın zamanı gelmiş demektir. Bilinçli tüketim yapıp ihtiyacınız olanı mı alıyorsunuz yoksa modanın şekillendirdiği, beğenilerimizden ve zevklerimizden uzak etrafınızdan gördüğünüz ürünleri alışveriş sepetine mi atıyorsunuz?


Minimalizm işte bu bakış açısını değiştirmeyi amaçlar. İhtiyacından fazlasını tüketme arzusuna ‘’dur’’ demektedir. Bu bakış açısına göre hayatta ki her şeyin bir amacı olmalıdır. İnsan tüketirken “neden” sorusunu kendisine yöneltmelidir. Minimalizmin amacı, az da ki çoğu fark edebilmek, zihni sakinleştirmek, daha az stresli bir hayat sürmek, kalabalıklar içindeki yalnızlığa son vermektir.


Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır






Yeni bir şeyler satın almayı azaltarak işe başlayabiliriz. Minimalizm, alışveriş yapmamak ya da alışverişten zevk almamak değildir ki bu zaten minimalizmin doğasına aykırı. Satın alacağınız ürünün manevi açıdan size nasıl hissettireceğini düşünün. Unutmayın asıl önemli olan ihtiyaçlarımız…


Dolabınızdaki kıyafetleri, mutfağınızdaki eşyaları, kitaplığınızdaki kitapları ve daha nicelerini bir gözden geçirin. Sizce de gün içerisinde gözünüzü yoran, dikkatinizi dağıtan çok fazla şey yok mu?


Biz Türk toplumu gerçekten de duvarlara bin bir şey asmayı çok seviyoruz. Duvarları da sadeleştirsek nasıl olur? Duvarda yalnızca en sevdiğiniz şeyleri bırakabilirsiniz ve bu evinizi daha düzenli gösterir. Kendinize kapsül bir gardırop oluşturun. İçerisine modası geçmeyecek parçaları koyun ve içinde kendinizi iyi hissettiğiniz ürünleri tutun. Elinizde bulunan ve kullandığınız kıyafetleri atmayın! İhtiyacınız olmayan kıyafetleri satabilir, bağışlayabilir ya da geri dönüşüme gönderebilirsiniz.


Peki, hediyeleri ne yapacağız?

Mümkünse arkadaşlarınıza bir daha hediye alırken ihtiyacınız olan bir şeyi hediye etmesini isteyebilirsiniz ya da ondan hediye çeki isteyebilir, adınıza bir yerlere bağış yapmasını isteyebilirsiniz. Türkiye’de bu tür etkinlikler gittikçe yayılmaya başladı. TEMA Vakfı’nın hediye kartları olabilir ya da sizin adınıza derneklere bağış yapabilirler. Hayatın her anında sakinlikten yana olsak, doğaya saygı duysak, zihni rahatlatsak, bizi yoran düşünceler, insanlar, eylemlerden uzak dursak ve bu süreç içerisinde bizleri tüketime zorlayacak her türlü mekandan, reklamdan ve diğer şeylerden kaçınsak? Kalabalıklar içinde yalnızlaşmak, kendimize yabancılaşmak yerine neyi neden yaptığımızı bilerek ilerlemek hepimize iyi gelecek diye düşünüyorum.


Sadelikle kalın…