• Yağmur Bişgin

Ekofeminizm nedir?

Ekofeminizm; ekoloji ve feminizm kavramlarının bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. Doğa ve kadın sömürüsüne karşı mücadeleci bir tutum sergileyerek yeni bir bakış açısı var etmiştir. 1974 yılında yayımlanan La Féminizme ou la Mort (Feminizm veya Ölüm) isimli kitapta Françoise d’Eaubonne tarafından ilk kez kullanılan bir kavramdır. Asıl amacı hayvan haklarına ve hayvan refahına saygılı, etik ve adil bir dünyada yaşam sürdürmektir ve vegan anlayış feminizm ile tam da bu noktada kesişmektedir.


Kadın bedenine hükmetmenin normal bir anlayış olduğu ataerkil zihniyette hayvan bedenlerine hükmetmek hem hak hem de doğrudur. Carol J.Adams, Neither Man Nor Beast, Feminism and the Defense of Animals [Ne Adam Ne Hayvan, Feminizm ve Hayvanların Savunulması] adlı kitabında aslında hem veganizme hem de feminizme dair görüş belirtmektedir. Ekofenimizm, kadınların üzerinde kurulan egemenlik ile doğanın üzerinde kurulan egemenlik arasında önemli bağlantılar olduğunu tartışır.


''BÜTÜN VARLIKLAR İNSANLARIN İHTİYAÇLARINA GÖRE ŞEKİLLENDİ''


Röportaj yaptığım kadınlar hayvanların, egemenlik altına alınmış doğanın bir parçası olduğunu düşünüyor. Kadınların ve hayvanların bir otoriteye ya da bir başkasının kontrolüne maruz kalması yani ikincilleştirilmesi durumundaki benzerliği görüyordu. Bu konu hakkında; ''kadınlara nasıl davranıldığına bir bakın. Kontrol edildik, tecavüze uğradık, hiçbir inanılırlığımız olmadı, hiç ciddiye alınmadık. Hayvanlara da aynı şey oluyor. Onları sakat bıraktık, evcilleştirdik. Bütün düzenler, bütün varlıklar insanların ihtiyaçlarına göre şekillendirildi. Erkeklerin de kadınlara ve dünyaya yaptığı şey bu işte. '' dedi. Carol J.Adams eserlerinde kayıp göndergeden bahseder ve bunlar genelde kadın ya da hayvandır. Hayvancılık sektörüne bakıldığında, tıpkı kadınların kürtaj hakkı meselesi gibi hayvan bedenlerinin doğurganlık hakkı da başka bedenlerin ellerindedir. Kaldı ki ‘'suni tohumlama'’ feminist ve vegan bakış açısında ‘'tecavüz rafı’' olarak yerini almıştır. Bedenleri hakkında kendi kararlarını kendilerini vermek için mücadele eden kadınların kurduğu bu kardeşlik duygusu hayvanların sofralarımıza ceset halleriyle gelmemesi için de mücadele etmektedir.




Patriyarka hayvan bedenine ‘'gerdan, antrikot, döş, incik, bonfile, but, fileto, göğüs, kanat, pirzola'' gibi isimler koyarak tabakta gelenin kim olduğunu unutup ne olduğunu ismiyle anlatmayı hedef alır. Patriyarka hem kadınların hem de hayvanların sadece emek vermesi gereken hatta gerekirse haklarından, ruhundan, bedeninden feragat edebilmesini bekler. Buna uymayanları da toplumun dışına itmekle tehdit eder. Ataerki hiyerarşisinde hayvanların yeri kadınların yeriyle hemen hemen aynıdır. Kimi özne kadın, kimi özne hayvandır. Hatta çoğu zaman hayvan bedenini öldürüp, parçalara ayırıp, tabağına koyup sunan, sergileyen erkek gerçek bir erkek, adamdır. Bunun yanında çekici bulunan bir kadının bedeni ise piliç şeklinde nitelendirilir.


Veganizm sadece beslenmeyi etkileyen bir düşünce biçimi olmadığı için hayatın tüm noktalarında karşımıza çıkmaktadır. Bir zamanlar animasyonlarla anlatılan güzellik sektoründeki deney hayvanları meselesi de buna örnektir. ‘'Yeter ki insana hizmet edebilsin, her hayvan kobaydır’' düşüncesi güzellik sektöründe, moda sektöründe ve gıda sektöründe karşımıza çıkmaktadır.


NELER YAPILABİLİR?


Gerçek anlamda vegan olmak ekolojinin dengesini de etkiler. Bu yüzden ekoloji, veganizm ve feminizm birbirini destekler niteliktedir. Bu konuda daha detaylı ve istatiksel bilgiler için Seaspriacy ve Cowspriacy belgeselleri açıklayıcı niteliktedir. Buna ek olarak bir hayvanın damızlık olarak ömrünün nasıl geçtiğine dair detaylı bilgi ise Cow filmi ile gözler önüne serilmiştir. Başka bedenlere ait sütleri içmeyi bırakabiliriz, tabağımızda neyi değil kimi yediğimizi sorgulayabiliriz, bedenimizin iyiliği için kullandığımız ürünler başka canlıların canına kastetmeden de bedenimize iyi gelebilir. Bunun için diğer seçeneklere de bakabiliriz. Kendimize iyi davranırken başka canları sömürmediğimiz günlere.


Pilav ye, kadınlara inan! (Fran Winant)