top of page
  • Rümeysa Yağmur Saçan

Biz Olduğumuz Gibi sevileceğiz

Kendinizi başka bir dünyaya ait hissettiniz mi hiç? Herkesin 'normal' olduğu o dünyada 'tuhaf' bir benlik olarak var oldunuz mu?


Kuralları kimin koyduğunu, kimin devam ettirdiğini tozlu kutuların içinde saklıyoruz. Gizli bir cemiyetin, şifreli kasasında duruyor kutu ve el uzatmaya cesaret edene haddini bildiriyoruz. En sonunda hep birlikte inanıyoruz, yazılmış 'normal'e. Ağaç yeşildir, toprak kahverengi. Sağ elle yazmak makbul olandır, kaldırımda zıplayarak yürümek günahtır. Çocuk dediğin annesinin dizinin dibindedir, farklı olan şüphesiz bunu ödeyecektir. Doğru! Yoksa öyle değil mi? Doğru değilse bize öğretilenler neydi?


Çocuk zihinlerimizi yerleştirmeye çalıştıkları yetişkin bedenlerimiz oldu bizim. Henüz kendileri büyüyememiş ebeveynlerimiz bizi kendi kalıplarınca sevdiler. Onların düşledikleri evlat olabildikçe mutlu olma tekeli verildi ellerimize. 'Birey' kelimesi henüz sözlüklerine eklenmemiş ve bir çocuğa kişi olma hürriyeti bahşedilmemişti. Yetişkinler zaten normalin senaryosunu oynarken çocuklara da normali yaşattığı kadar çocuk dendi. Evet, her aile böyle değildi ama hayallerinin peşinden koşma cesareti verilmemiş her çocuk toplumun dışına itildi. Konuşulmadığımız kadar dibe gömüldük biz. Işığa ulaşmak için kan toprak içinde kalmış tırnaklarımız yadırgandı. Ardındaki hikâyeye değil hep geldiğin noktaya bakıldı.


"Hayat, tabağına konulanların kesinlikle bitirilmesi gerektiğinin sorgulanmadan öğretildiği bir deneyim yeri"


Bir çocuk, çocuk olduğu kadar güzel değil miydi? Hayallerimizi dile getirdiğimiz kadar sevimli değil miydik? Değilmişiz! Yaratılan normaller bizi hayalsizlik diyarına hapsetti. Bir tutkunun peşinden koşmak layık görülmedi. Ne bir enstrüman çalabildik ne bir sporda ustalaşabildik ne de herhangi bir sanat dalında kendimizi geliştirdik. Hayatta kalma mücadelesi kavramı en ideal olarak altın tepsilerde önümüze konuldu. Çevremizdeki büyüklerimizin bize layık gördüğü tek maden bu oldu. Gümüş istediysek elmasta ısrarcı oldular, yakut istediysek gümüşte ısrarcı oldular. İmkânsızlık değildi çoğu zaman bunun adı, 'çocuğun istediği olmaz'dı.


Belki de çocuk olmayı özlemek hiç birey olmayı öğrenemediğimiz içindir. En başa dönüp yeniden birey olmayı öğrenip mutlu olmak istiyoruzdur. Kendi tutkularımıza tutunup ilerlemek istiyoruzdur. Bu sefer küçücük bir çocuk iken mutfakta misafirlere koşturup, temizlik, bulaşıkla uğraşmak yerine resim çizmek, kitap okumak istiyoruz, evet. Küçücük bedenlerimize doldurmaya çalıştıkları yetişkin bedenlerinden çıkıp sadece çocuk gibi davranmak, giydiği renkli kıyafetlerden yargılanmamak, taktığı çanta uyumsuz diye zorbalanmamak için geri dönmek istiyoruz. Geri dönemeyeceğimizi biliyoruz evet ama bundan sonra patikaların varabildiği yerlere kadar koşacağız. İçimizdeki benliği yine de bulabiliriz ve bulacağız. Toplumun normalleri benimsemeyecek, benimsetmeyeceğiz. Biz, biz olduğumuz gibi sevileceğiz.

bottom of page